Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgesi olan İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıl dönümü, yurt genelinde olduğu gibi Erzincan’da da gurur ve minnet duygularıyla anılıyor.
Türk milletinin bağımsızlık aşkını, vatan sevgisini ve sarsılmaz inancını en güçlü şekilde ifade eden İstiklal Marşı, şairi Mehmet Akif Ersoy’un kaleminden dökülen dizelerle milletimizin ortak ruhunu ve direniş azmini ölümsüzleştirdi. Sadece bir şiir olmanın ötesinde, milli mücadelenin ruhunu yansıtan bu eser; zor zamanlarda millete umut veren, birlik ve beraberliği güçlendiren bir milli mutabakatın sembolü olarak kabul ediliyor.
Aradan geçen 105 yıla rağmen İstiklal Marşı’nın taşıdığı anlam ve değer, bugün de milletin kalbinde ilk günkü heyecanıyla yaşamaya devam ediyor. Her bir dizesi özgürlüğün ve bağımsızlığın ne denli kıymetli olduğunu hatırlatan bu eser, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılan en kıymetli milli miraslardan biri olarak görülüyor.
Ajans Erzincan olarak İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıl dönümü vesilesiyle, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatan uğruna canlarını feda eden tüm şehitleri rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükran duygularımızı iletiyoruz.
İSTİKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli
O zaman vecd ile bin secde eder –varsa- taşım;
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!