Erzincan Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyeleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Erzincan Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı.
Avukatlar adına basın açıklamasını Komisyon Başkanı Avukat Zülfü Erdoğan Öztürk okudu. Açıklamada kadın hakları, kadına yönelik şiddet ve toplumsal eşitlik konularına dikkat çekildi. Av. Zülfü Erdoğan Öztürk konuşmasında şu ifadelere yer verdi; "Kıymetli meslektaşlarımız, değerli basın emekçileri, sevgili kadınlar,
Bugün burada 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında bir araya gelmiş bulunmaktayız. Ancak başta çok genç yaşta kaybettiğimiz Av.Ezgi Başak Akyürek Okul'u anmak, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilemek isteriz. Kendisini her daim sevgi ile anacağız.
8 Mart 1857 tarihinde ağır çalışma koşullarını protesto ederek istihdam ve güvenlik haklarını talep etmek için direnişe geçen dokuma işçisi kadınların 129'nun çıkan çatışma ve yangında yaşamını yitirmiştir.
Bundan elli üç yıl sonra, kadının insan hakları için mücadele eden bir başka kadın, Clara Zetkin, 8 Mart' ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önererek kadınların mücadelesini tarihin sayfalarına yazdırırken 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 8 Mart tarihini "Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü" olarak ilan etmiştir. Böylece, 8 Mart kadınların mücadele ve dayanışmasının kutlandığı gün olarak tarihe geçmiştir.
Kadınların eşitliği, özgürlüğü ve güvenliği bir toplumun hukuk ve demokrasi ölçüsüdür.
8 Mart, kadınların eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuruna yakışır bir yaşam için yürüttüğü mücadelenin tarihsel simgesi olan uluslararası bir gündür. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, kadınların haklarının hukuken tanınmasının yeterli olmadığını, aslolanın bu hakların yaşamın her alanında fiilen güvence altına alınması olduğunu hatırlatıyoruz.
Türkiye’de kadına yönelik şiddet tehdidi devam ediyor. Yaşam hakkı korunamadığında, şiddet karşısında etkili koruma sağlanamadığında ve cezasızlık algısı güçlendiğinde kadınların eşit yurttaşlık hakkından da söz edilemez. Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddet, bireysel vakalarla açıklanamayacak ölçekte, kamusal sorumluluğu da gündeme getiren ağır bir insan hakları sorunudur.
Geçtiğimiz günlerde defalarca kez yaşam tehdidi olduğunu vurgulayan, ölmek istemiyorum diyen Fatmanur Çelik ve kızı hayattan koparıldı. Ne kader ne fıtrat iki kadın cezasızlığın bedelini hayatlarıyla ödediler. Yine daha dün 5mart tarihinde Semiha Deniz çocuğunu okuldan almaya giderken sırf boşanmak istediği için canice katledildi. Bizler daha Rojin Kabaişin, Gülistan Doku'nun faili cezalandırılmadan yalnızca şubat ayında 34 kadın arkadaşımızın ölüm haberlerine uyandık.
Hukuk devleti, risk altındaki kişileri zamanında ve etkili biçimde koruyabildiği ölçüde anlam kazanır. Koruma talep ettiği hâlde korunamayan, defalarca başvurduğu hâlde etkili tedbir sağlanamayan kadınların ardından sorulması gereken soru açıktır: Hukukun öngördüğü koruma mekanizmaları neden işlemiyor?
Çünkü yüzlerce kadın cinayetine rağmen etkili veri toplama ve şeffaf paylaşım kanalları kurulmuyor; bağımsız izleme süreçleri işletilmiyor; toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi kamu politikalarına entegre edilmiyor. Aksine, kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir hukuki dayanak oluşturan 6284 sayılı Kanun kararlılıkla uygulanmıyor; hayati değerdeki uluslararası düzenleme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alınıyor. Ancak unutulmasın ki, Türkiye’nin kadına yönelik şiddeti önleme, koruma sağlama ve etkin soruşturma yürütme yönündeki uluslararası insan hakları yükümlülükleri devam ediyor.
Dünyada ve bölgemizde devam eden savaşlar, çatışmalar ekonomik ve toplumsal krizleri derinleştiriyor. Bu koşullarda, kadınların içinde bulunduğu şartlar daha da ağırlaşıyor. Suriye'de, İran'da, Gazze'de, Afganistan'da kadınların hakları gasp ediliyor, savaşın bedeli kadınlara ödetiliyor. Dünyanın tüm kadınlarıyla birlikte “özgürlük” için mücadele etmekte kararlıyız diyoruz.
Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi; güvenceli istihdam, eşit işe eşit ücret ve bakım yükünün kamusal politikalarla paylaşılmasıyla mümkündür. Kadınların eğitimde, çalışma yaşamında, kamusal alanda ve karar alma süreçlerinde eşit biçimde yer alması ise demokratik bir toplumun temel koşuludur. Bugün Dardanel işçisi kadınlar en temel yasal hakları olan tazminatları için mücadele ediyorlar. İstihdam edilmeyen kadınlar en temel haklarını dahi alamadan işlerinden ediliyorlar. Kadınların haklarının güvence altına alınmadığı bir yerde toplumsal adaletin ve gerçek bir eşitliğin varlığından söz edilemez.
Erzincan Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu olarak 8 Mart vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz: Kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve eşit yurttaşlığının güvence altına alınması hukuk devletinin ertelenemez sorumluluğudur."





