Ajans Erzincan köşe yazarı Gıyasettin Çetinkaya insanlar arasındaki ayrıştırmayı bu haftaki yazısında kaleme aldı. Çetinkaya’nın köşe yazısı şöyle;

“İnsanlar araya dağlar girdiğinde ayrılmazlar.

Asıl ayrılık; konuşmayı, dinlemeyi ve birbirlerini anlamayı bıraktıklarında başlar.

Bugün Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri de tam olarak budur.

Aynı ülkenin insanlarıyız ama birbirimizi dinlemekte zorlanıyoruz.

Aynı şehrin insanlarıyız ama farklı düşündüğümüzde birbirimize yabancılaşıyoruz.

Aynı sofrada oturan insanlar, siyaset konuşmaya başladığında bir anda karşı cephelere dönüşebiliyor.

Neden?

Çünkü artık çoğu zaman fikri değil, tarafı savunuyoruz.

Bizim partimiz söylediyse doğru…

Bizim adayımız yaptıysa doğrudur…

Bizim adamımız kazandıysa başarıdır…

Öteki yaptıysa mutlaka bir yanlışlık vardır!

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Çünkü siyaset, insanları yönetmek için vardır; insanları birbirine düşman etmek için değil.

Partiler gelir, gider.

Yöneticiler değişir.

Seçimler kazanılır, kaybedilir.

Ama aynı şehirde yaşayan, aynı ekmeği paylaşan, aynı mezarlığa yakınlarını emanet eden insanlar birbirine düşmanlaştırılırsa kaybeden yalnızca bir taraf olmaz.

Memleket kaybeder.

Bugün eleştiriyi düşmanlık, soru sormayı ihanet, farklı düşünmeyi taraf değiştirmek zanneden bir anlayışın giderek yaygınlaştığını görüyoruz.

Oysa gerçek dostluk, yanlış gördüğünde uyarmaktır.

Gerçek siyaset, alkışlamak kadar gerektiğinde itiraz edebilmektir.

Gerçek memleket sevgisi ise kendi tarafının yanlışını da söyleyebilmektir.

Benim adamım, senin adamın meselesinden çıkıp memleketin adamı olmayı öğrenmek zorundayız.

Çünkü bu şehirler, bu ülke hepimizin.

Birilerinin makamı, birilerinin şirketi, birilerinin siyasi geleceği için birbirimizi kırmaya değmez.

Bugün bir seçim için birbirine küsenler, yarın aynı hastane kapısında birbirine ihtiyaç duyabilir.

Bugün siyasi bir tartışma yüzünden selamı kesenler, yarın aynı cenazede omuz omuza saf tutabilir.

Hayat bize defalarca gösterdi:

Hiçbir makam kalıcı değil. Hiçbir siyasi güç sonsuz değil. Hiçbir seçim ömür boyu sürmüyor.

Ama kırılan kalplerin hesabı bazen yıllarca kapanmıyor.

Bu yüzden artık birbirimizi susturmak yerine dinlemeliyiz.

Katılmadığımız fikirlere tahammül etmeyi öğrenmeliyiz.

Eleştiriden korkmamalıyız.

Çünkü eleştiri düşmanlık değildir.

Tam tersine, yanlışı görüp söylemek memlekete karşı sorumluluktur.

Bir insanı sadece bizimle aynı düşündüğü için değerli, bizim gibi düşünmediği için değersiz görmek; bizi büyütmez.

Bizi küçültür.

Türkiye'nin de Erzincan'ın da bugün en çok ihtiyacı olan şey biraz daha sükûnet, biraz daha vicdan ve biraz daha sağduyudur.

Çünkü aramızdaki dağları yıkmak için kepçelere değil, birbirimize uzatacağımız ellere ihtiyacımız var.

Unutmayalım:

Bizi kilometreler ayırmaz.

Bizi farklı düşünceler ayırmaz.

Bizi dağlar bile ayırmaz.

Bizi asıl ayıran;

dinlememek, anlamamak, önyargı ve bitmeyen tarafgirliktir.

Ve eğer bunu değiştiremezsek, bir gün dönüp baktığımızda göreceğiz ki:

Dağlar hâlâ yerinde duruyor olabilir…

Ama biz, birbirimizden çoktan uzaklaşmışız.”

Muhabir: Semih PEKER