Erzincan Kadın Platformunca 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla 13 Şubat duraklarından Dörtyol meydanına kadar yürüyüş yapıldı. Sloganlar eşliğinde Cumhuriyet Meydanında bir araya gelen kadınlar günün anlam ve önemini anlatan bir basın metnini kamuoyu ile paylaştı.

Açıklamada 8 Mart’ın, emeğin sömürülmesine, ayrımcılığa, baskıya ve şiddete karşı kadınların direnişinin tarihsel simgesi olduğu vurgulandı.

Erzincan Kadın Platformu adına basın metnini okuyan Erzincan Eğitimsen Şube Sekreteri Songül Çelik şu ifadelere yer verdi; "8 Mart; emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa, her türden baskı ve şiddete karşı direnişin tarihsel simgesidir.
169 yıl önce New York’ta tekstil işçisi kadınlar, günde yirmi saati bulan insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı örgütlü ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Polis saldırdı ve işçiler fabrikaya kilitlendi. Çıkan yangında, kurulan barikatlar nedeniyle kaçamayan 129 kadın yaşamını yitirdi.
Bugün o kadınların mücadelesini selamlıyoruz. Emek, eşitlik ve özgürlük uğruna hayatını kaybeden tüm kadınların anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onlardan aldığımız güçle; ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye, baskıya, savaşa ve otoriterliğe karşı sesimizi yükseltiyoruz

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Özelleştirme politikalarıyla eğitimden sağlığa pek çok kamusal hizmet özel sektöre devrediliyor; bu durum hem hizmetlere erişimimizi zorlaştırıyor hem de iş güvencemizi ortadan kaldırıyor. Aynı işyerinde aynı işi yapan emekçiler arasında hak farklılıkları yaratılıyor; ücretler düşürülüyor, mobbing, şiddet ve taciz artıyor. Hak aramayı engelleyen güvencesiz bir çalışma düzeni dayatılıyor.
Kadınların işgücüne katılımı erkeklerin çok gerisindedir. Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 40’ları aşmış durumda. Çalışan kadınların yaklaşık yüzde 69’u asgari ücret ve altında gelirle yaşam mücadelesi veriyor. Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma kadınlar açısından daha yaygın. Kadınlar ev içi bakım ve ev işlerine erkeklerden 4-5 kat fazla zaman ayırıyor. Ücretsiz bakım emeği görünmez kılındıkça kadınların çalışma yaşamına katılımı zorlaşıyor.
Piyasanın insafına bırakılan kreş ve bakım hizmetleri yüksek maliyetleri nedeniyle erişilemez hale geliyor. Yarı zamanlı ve esnek çalışma modelleri “müjde” gibi sunulsa da kadınların hak kaybına, daha düşük ücret ve daha az sosyal güvenceye yol açıyor.

Bir kez daha söylüyoruz: Kreş açmak devletin sorumluluğudur. Çözüm güvencesiz çalışma değil; ücretsiz ve kamusal kreşlerdir.
Kadın işsizliği artarken yoksulluk nedeniyle kız çocukları eğitimden kopuyor. Genç kadınlarda, eğitimde ve iş hayatında yer almayanların oranı oldukça yüksek. Üniversiteler, kampüsler kadınların özgürce bilime ulaşabileceği alanlar olmak yerine bilimsellikten uzak müfredatlarla, topluluklarla, tacizci akademisyenlerle kuşatılmıştır. Üniversiteli kadınların yaşam tarzlarına, kimliklerine karşı nefret politikaları devam ederken kampüslerde, yurtlarda failler cirit atıyor. Kayyum rektörler tarikatlarla ve cemaatlerle bağlantılı vakıflarla, topluluklarla anlaşma yaparak üniversitelerde gerici değerleri pekiştiriyor.
Eğitim sistemindeki değişikliklerle laik, eşitlikçi ve bilimsel anlayış zayıflatılıyor, cinsiyetçi roller yeniden üretiliyor.
Bu tabloyu kabul etmiyoruz. Yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı eşit ve insanca çalışma koşulları, bilimsellikten uzak, tekçi eğitim anlayışına karşı laik, bilimsel ve demokratik eğitim hakkı için mücadele ediyoruz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
MESEM projeleri kapsamında 77.715 kız çocuğu, “mesleki eğitim” adı altında çocuk işçi olarak ucuz işgücü piyasasına sürülüyor. Eğitim hakları gasp edilen bu çocuklar ağır, güvencesiz ve istismara açık koşullara mahkûm ediliyor; sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir sistemin parçası haline getiriliyor.
Bu düzenin sonuçlarını gördük. TBMM’de stajyer öğrencileri istismar edenlerin cezasız bırakılması, çocukların korunmadığını açıkça gösterdi. İSİG verilerine göre iş cinayetlerinde 13 kız çocuğu yaşamını yitirdi. Çocuk işçilik bu ülkede yalnızca sömürü değil, ölüm demektir. Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te çıkan yangında üçü çocuk yedi işçi gerekli önlemler alınmadığı için hayatını kaybetti. Unutmadık, unutturmayacağız.
Çocuk yaşta işçileştirmeye, güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırmaya, açlık ücretlerine, tacize, şiddete ve çalışırken ölüme itiraz ediyoruz.
Cam tavanlara, kırık merdivenlere ve emeğimizi değersizleştiren bu sömürü düzenine itiraz ediyoruz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Kadınların görünmeyen ev içi emeği üzerinden ‘makbul kadın’ anlayışını yeniden üreten Aile Yılı devam ederken, günde en az 3 kadın katlediliyor. Aynı gün içinde 6 kadının öldürüldüğünü gördük. 2026’nın ilk ayında 22 kadın yaşamdan koparıldı; 14 kadının ölümü “şüpheli” olarak kayda geçti. Bu tablo tesadüf değil; sistematik cezasızlığın ve kadınların yaşam hakkını korumayan politikaların sonucudur.
Cezasızlık sürdükçe failler cesaret buluyor, tehdit büyüyor. Koruyucu mekanizmalar işletilmediği için şiddet önlenmiyor; aksine normalleştiriliyor.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve 6284 Sayılı Kanun’un etkisizleştirilmesi, kadınların en temel güvencelerinin zayıflatılması demektir. Türk Medeni Kanunu’nun kadınlar lehine hükümleri hedef alınırken, yılların mücadelesiyle kazanılmış haklarımız gasp edilmek isteniyor.
Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir. Hukukun ve devletin dinselleştirilmesi patriarkal düzeni güçlendirir, kadınları kamusal ve ekonomik yaşamdan dışlamayı amaçlar. Laikliği savunmak, kadınların özgürlüğünü savunmaktır.
Laiklik olmadan eşitlik olmaz.
Eşitlik olmadan özgürlük olmaz.
Kadınların yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz.

Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Dünyada süren savaşlar ve çatışmalar yalnızca şehirleri yıkmıyor; hayatları, umutları ve geleceği de enkaz altında bırakıyor. Krizlerin yükü en çok emekçilerin, halkların ve özellikle kadınların omuzuna biniyor. Yoksulluk artıyor, güvencesizlik derinleşiyor, hayat her geçen gün zorlaşıyor.
Çatışmalar sona erse de kadınlara yönelik saldırılar bitmiyor. Kız çocuklarının eğitim hakkı elinden alınıyor, kadınlar kamusal alandan dışlanıyor, bedenleri ve yaşam tarzları üzerinde baskı kuruluyor. Kadınların sesi kısılmak, varlığı görünmez kılınmak isteniyor. Bu sistematik saldırılar, bir toplumsal kıyımın parçası olarak sürdürülüyor.
Ama kadınlar susmuyor. Yasaklara rağmen öğreniyor, kapatılan kapıların ardında yeni yollar açıyor, meydanlarda en önde yürüyor, eşitlik ve özgürlük taleplerini haykırıyor. Kazanımlarına yönelen saldırılara karşı geri adım atmıyor; özgür yaşam ısrarını büyütüyor. Çünkü özgürlük bir lütuf değil, mücadeleyle kazanılan bir haktır. Kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve onurunun pazarlık konusu yapılmasına izin vermeyeceğiz.
Dünyanın neresinde olursa olsun, acıyı paylaşan, direnen ve umut eden tüm kadınlarla birlikte barışın sesini yükseltiyoruz. Barış yalnızca silahların susması değil; eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün hayat bulmasıdır. Ve biz, o hayatı birlikte kurmaya kararlıyız.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Kazanılmış haklarımıza yönelen her geri adım girişimine karşı kadınlar açıkça ilan ediyor: Susmayacağız. Korkmayacağız. İtaat etmeyeceğiz. Haklarımızdan vazgeçmeyecek, ne pahasına olursa olsun mücadele etmeye devam edeceğiz.
Biliyoruz ki kadın mücadelesine yönelen baskı ve şiddet politikaları geçici değil; bilinçli, sistematik ve stratejiktir. Karşımızdaki karanlık tabloya, baskının ve dogmatizmin kurumsallaşma çabalarına rağmen; kadınların yaşamın her alanında eşit, özgür ve onurlu biçimde yer aldığı; gerçek demokrasinin, kalıcı barışın ve laik bir yönetim anlayışının hayat bulduğu bir toplumu kurmanın mümkün olduğunu biliyoruz.
Örgütlenerek öz gücünü açığa çıkaran kadınlar olarak birbirimizden öğreniyor, dayanışmayla güçleniyoruz. Sınırları aşan kadın dayanışması, farklı coğrafyalarda yükselen direnişlerin ortak sesinde buluşuyor. Kadınların sözü, eylemi ve iradesi büyüdükçe karanlık geriliyor. Biz bu karanlığa teslim olmayacağız.
Bu 8 Mart’ta da tüm kadınları
YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ!
şiarıyla; eşitlik, özgürlük, emek, hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır omuz omuza verdiğimiz mücadeleyi daha da büyütmek için; birlikte yürümeye, birlikte üretmeye, birlikte direnmeye çağırıyoruz.
Susmuyoruz. Korkmuyoruz. İtaat etmiyoruz.
Haklarımızdan vazgeçmiyoruz.
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın kadın dayanışması!"





