Erzincan’da dedesinden ve babasından devraldığı fotoğrafçılık mesleğini yaklaşık 65 yıldır sürdüren Hüseyin Baydaş, yıllar içinde değişen fotoğrafçılık teknolojisine rağmen mesleğini aynı özveriyle yapmaya devam ediyor. 1992 Erzincan Depremi’nde insanların enkaz altında altınlarını değil, ailelerinden kalan hatıra fotoğraflarını aradığını anlatan Baydaş, fotoğrafın geçmişle kurulan en güçlü bağlardan biri olduğunu vurguluyor.

10 Mart 1953 tarihinde Erzincan’ın Beybağı Mahallesi’nde dünyaya gelen Hüseyin Baydaş, çocukluk yıllarından itibaren fotoğrafçılığın içinde büyüdü. Ailesinin 1930’lu yıllarda başladığı mesleğe küçük yaşlarda adım atan Baydaş, henüz 7-8 yaşlarındayken dükkâna gidip gelmeye başladı. İlk yıllarında dükkânın temizliği ve günlük işlerle mesleğe alışan Baydaş, yıllar içinde edindiği tecrübeyle aile geleneğini bugünlere taşıdı.

“Zamanı Bir Tek Fotoğraf Durduruyor”

Fotoğrafçılığın yalnızca bir meslek olmadığını, aynı zamanda geçmişi geleceğe taşıyan önemli bir sanat olduğunu belirten Baydaş, teknolojinin gelişmesiyle birlikte mesleğin de büyük bir değişim geçirdiğini ifade etti.

Geçmişte fotoğrafın hazırlanmasının büyük emek gerektirdiğini anlatan Baydaş, siyah beyaz fotoğrafların banyo işlemlerinden rötuş aşamasına kadar saatlerce çalıştıklarını söyledi. İnsanların yüz hatlarını düzeltmek, fotoğrafların ayrıntılarını belirginleştirmek ve istenen sonucu elde etmek için uzun süre uğraştıklarını belirten Baydaş, ortaya çıkan eserin hem kendilerini hem de müşterilerini mutlu ettiğini dile getirdi.

Günümüzde teknolojinin birçok işlemi kolaylaştırdığını ancak geleneksel fotoğrafçılıkta emeğin ve ustalığın ayrı bir yeri bulunduğunu kaydeden Baydaş, yapay zekâ destekli görüntülerin de mesleğin yeni tartışma konularından biri hâline geldiğini söyledi. Özellikle resmî belgelerde kullanılacak fotoğrafların belirlenen standartlara uygun hazırlanmasının önemine dikkat çekti.

1992 Depreminde Altın Değil, Anılarını Aradılar

Hüseyin Baydaş’ın meslek hayatında unutamadığı olayların başında 1992 Erzincan Depremi geliyor. Depremin ardından enkaz başında yaşananları anlatan Baydaş, insanların kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarına ulaşabilmek için büyük çaba gösterdiğini ifade etti.

O günlerde enkaz altında altın ve değerli eşya arandığının düşünüldüğünü ancak insanların çoğu zaman ailelerinden kalan hatıraların peşine düştüğünü belirten Baydaş, yaşananları şu sözlerle anlattı:

“Herkes enkazda bir şeyler arıyordu. Herkes altın arandığını zannetti. Hayır, insanlar anılarını aradı. Depremde fotoğraflarını aradılar. Dedelerinin, babalarının, evlatlarının fotoğraflarını bulmak istediler. Çünkü o fotoğraflar onların geçmişine ışık tutuyordu.”

Baydaş’ın bu anısı, fotoğrafın yalnızca bir görüntüden ibaret olmadığını; insanların sevdiklerini, aile geçmişini ve yaşanmışlıklarını hatırlamasını sağlayan kıymetli bir hatıra olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Erzincan’da Bir Dönemin Tanığı Oldu

Meslek hayatı boyunca Erzincan’ın farklı noktalarında ve Ankara’da da fotoğrafçılık yapan Hüseyin Baydaş, kentin sosyal yaşamına ve geçmişine tanıklık eden isimler arasında yer alıyor.

Geçmişte fotoğrafçıların düğün salonlarında ve çeşitli organizasyonlarda önemli bir yere sahip olduğunu anlatan Baydaş, meslektaşları arasındaki dayanışmayı da unutmadığını belirtti. Eski yıllarda bir fotoğrafçının iş yerine gelen müşteriyi, arkadaşının müşterisi bekliyorsa ona yönlendirebildiğini anlatan Baydaş, bu yaklaşımın mesleki dayanışmanın güzel örneklerinden biri olduğunu ifade etti.

Meslek hayatı boyunca Bülent Ecevit, Vecdi Gönül, Recep Yazıcıoğlu ve sanat dünyasından çeşitli isimlerle karşılaştığını anlatan Baydaş, fotoğrafçılığın kendisine çok sayıda insanı tanıma ve unutulmaz anılar biriktirme fırsatı sunduğunu dile getirdi.

Gazetecilik İçin de Dikkat Çeken Mesajlar Verdi

Söyleşisinde gazetecilik mesleğine de değinen Hüseyin Baydaş, doğru ve tarafsız haber yapmanın önemini vurguladı. Geçmişte babasıyla birlikte gazetecilere film ve çeşitli malzemeleri karşılıksız verdiklerini belirten Baydaş, basının özgür olması gerektiğini düşündüklerini söyledi.

Gazeteciliğin de fotoğrafçılık gibi onurlu bir meslek olduğunu ifade eden Baydaş, gazetecilerin mesleki çizgilerinden ödün vermeden, doğruluğu esas alarak çalışmalarını istediğini dile getirdi. Gerçeğe dayanmayan haberlerin insanları mağdur edebileceğine dikkat çeken Baydaş, doğru haber vermenin her gazetecinin asli görevi olması gerektiğini kaydetti.

Mesleğini Çocuklarına ve Torunlarına Öğretiyor

Fotoğrafçılığın yanı sıra toplumsal çalışmalarda da yer alan Hüseyin Baydaş, Atatürkçü Düşünce Derneği Erzincan Şubesi Başkanlığı görevini yürütüyor. Derneğin Türkiye genelindeki kuruluş çalışmalarında yer alan isimlerden biri olan Baydaş, Erzincan Üniversite Vakfı’nın kurucuları arasında da bulunuyor. Yaşamının belirli dönemlerinde siyasi faaliyetlerde de yer alan Baydaş, uzun yıllara dayanan mesleki birikimiyle tanınıyor.

Türkiye’nin en eski fotoğrafçılarından biri olarak mesleğini hâlen sürdüren Baydaş, bilgi ve tecrübelerini çocuklarına ve torunlarına da aktarıyor. Böylece ailesinden devraldığı mesleğin gelecek kuşaklara ulaşması için çaba gösteriyor.

Yaklaşık 65 yıllık meslek hayatıyla Erzincan’ın geçmişine tanıklık eden Hüseyin Baydaş, fotoğrafçılığı yalnızca geçim kaynağı olarak değil, insanları anılarıyla buluşturan bir sanat olarak görüyor. Onun hikâyesi, değişen teknolojiye rağmen emeğin, ustalığın ve geçmişe duyulan bağlılığın önemini ortaya koyuyor.

Kaynak: Çiğdem Turan