Ajans Erzincan köşe yazarı Prof. Dr. Mehmet Cihat Üstün’ün bu haftaki köşe yazısı Kasım ayı ve şiirler üzerine.
Bazı aylar takvim yapraklarından ibarettir, bazılarıysa insanın ruhuna dokunan uzun bir hikâyeye dönüşür. Kasım, işte o hikâyelerin en hüzünlü, en romantik ve en şiirsel olanıdır. Öyle ki bu ay geldiğinde yalnızca ağaçlar yapraklarını dökmez; insanın içindeki eski yaşanmışlıklar, yarım kalmış aşklar ve söylenememiş cümleler de birer birer ortaya çıkar.
Şairler neden Kasım ayını bu kadar çok sever? Neden pek çok mısranın arasından sararmış yapraklar dökülür, neden ayrılıklar, özlemler, yalnızlıklar ve yarım kalmış aşklar en çok bu ayın gölgesinde dile gelir? Belki de Kasım, insanın kendisiyle en fazla baş başa kaldığı aydır. Yazın kalabalığı çekilmiş, sonbaharın telaşı dinmiş, kışın soğuk nefesi daha yeni kapıya dayanmıştır. İnsanın iç dünyasıyla tabiatın görünümü arasında tuhaf bir benzerlik oluşur. İşte şairler, bu benzerliğin içinden yürüyerek şiire varırlar.
Kasım, her şeyden önce bir vedalar mevsimidir. Ağaçlar yapraklarını bırakır, sokaklar eski neşesini kaybeder, güneş daha erken vedalaşır gökyüzüyle. Bir zamanlar yemyeşil olan dallar çıplak kalırken insan da kendi hayatındaki eksilmeleri hatırlar. Bir dostun gidişi, bir aşkın bitişi, çocukluğun geride kalışı, bir daha dönmeyecek günlerin özlemi… Kasım, bütün bu duygulara kendiliğinden bir sahne hazırlar. Şair için sararan bir yaprak, yaprak olmanın çok daha ötesinde ömrün geçiciliğini, ayrılığın sessizliğini ve zamanın kimseye sormadan ilerleyişini sembolize eder.
Nitekim Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirlerinde zaman, geçmiş ve kaybolan güzellikler önemli bir yer tutar. Özellikle Sonbahar şiirindeki mevsim duygusu, insan ömrünün faniliğiyle tabiatın değişimini bir araya getirir. Sonbaharın hüznü, geçmişe duyulan özlemle birleşir. Çünkü insan bazen bir mevsimden ziyade o mevsimde yaşadığı bir hatırayı özler.
Kasım'ın şiirlere bu kadar yakışmasının bir başka nedeni de yalnızlıktır. Yaz aylarında denizler, kalabalıklar, yolculuklar ve hareketlilik vardır. Kasım geldiğinde ise insan biraz içine döner. Pencerelerde yağmur damlaları, sokak lambalarının altında ıslak kaldırımlar, buğulanan camların ardında bekleyen gözler belirir. Bir fincan kahve, eski bir mektup, radyodan yükselen bir şarkı… Küçük şeyler büyür, sessizlik konuşmaya başlar. Şairin kelimeleri de tam bu sessizliğin içinde kendine yer bulur.
Üstelik Kasım'ın hüznü yalnızca şiirlerin değil, şarkıların da vazgeçilmez konularından biridir. Türk müziğinde Kasım'ı duyduğumuzda akla ilk gelen eserlerden biri Tual'in daha sonra Bayhan’ın yorumladığı Yine Aylardan Kasım şarkısıdır. Şarkının isminde bile bir hatırlayış, bir yarım kalmışlık ve bitmeyen bir özlem gizlidir. Sanki takvim yeniden aynı ayı gösterirken insan da geçmişte bıraktığı bir aşkın kapısında yeniden beklemeye başlamıştır. Kasım'ın her dönüşü, unutulduğu sanılan bir hikâyeyi yeniden hatırlatır.
Kalben'in Kasım Yağmurları şarkısı da bu mevsimin müzikal dünyasına yakışan eserlerden biridir. Yağmurun camlara vuran sesiyle insanın içinde biriken duygular arasında görünmez bir bağ kurulur. Bazen bir yağmur damlası, yıllardır söylenemeyen bir cümleden daha fazlasını anlatır. Teoman'ın İstanbul'da Sonbahar şarkısı ise şehrin grileşen sokaklarını, geçmişe karışan aşkları ve sonbaharın melankolisini adeta bir film sahnesine dönüştürür. Sezen Aksu'nun Sonbahar şarkısında da mevsimin taşıdığı duygusal derinliği hissetmek mümkündür. Demek ki bazı duygular yalnızca kelimelerle değil, notalarla da yaprak döker.
Kasım aynı zamanda aşkın ve özlemin ayıdır. Çünkü soğuk havalar insanı bir sıcaklığa, bir ele, bir sese, bir omza daha fazla ihtiyaç duyar hâle getirir. Yağmur altında yürürken yanınızda olmayan birini düşünmek, boş bir sandalyeye bakıp eski bir sohbeti hatırlamak, mevsimin romantizmini derinleştirir. Cemal Süreya'nın aşk şiirlerinde gördüğümüz o kırılgan, tutkulu ve bazen buruk duygu, Kasım'ın ruhuyla kolayca yan yana gelir. Onun şiirlerindeki aşk, yalnızca kavuşmanın değil, özlemenin ve eksik kalmanın da hikâyesidir.
Öte yandan Kasım, ölüm ve yeniden doğuş düşüncesini de beraberinde getirir. Ağaçların yapraklarını dökmesi bir son gibi görünse de aslında yeni bir başlangıcın hazırlığıdır. Doğa dinlenmeye çekilir; toprağın altında baharın habercisi saklanır. Bu yüzden Kasım, yalnızca karamsarlığın değil, umudun da ayıdır. Şair, dökülen yapraklarda kayboluşu görürken aynı zamanda yeniden yeşerecek dalları da hayal eder.
Belki de Kasım'ı diğer aylardan ayıran en önemli özellik, insana geçmişle gelecek arasında ince bir köprü kurdurmasıdır. Bir yanımız geride kalan yazı, yaşanmamış sevinçleri ve dönmeyen insanları düşünürken diğer yanımız henüz gelmemiş baharı bekler. İşte şiir tam da bu iki duygu arasındaki mesafede doğar. Müzik de o şiirin melodisini tamamlar.
Sonuçta şairler Kasım'ı yalnızca sararmış yaprakları, yağmuru ve erken kararan akşamları için sevmezler. Onlar Kasım'da insanın kalbini görürler. Çünkü bu ay, sakladığımız duyguları gün yüzüne çıkarır; sustuğumuz cümleleri hatırlatır, unuttuğumuzu sandığımız özlemleri yeniden uyandırır.
Belki de bu yüzden Kasım, takvimde otuz gün süren bir aydan çok daha fazlasıdır. Biraz ayrılıktır, biraz hatıra, biraz aşk, biraz bekleyiş… Ve en çok da insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
Çünkü bazı insanlar Kasım'da üşümez; geçmişlerini hatırlar. Bazıları yağmuru dinlemez; içinde birikenleri dinler. Kimi bir şiirin mısralarında kendini bulur, kimi eski bir şarkının nakaratında kaybettiği birini arar. Şairler bütün bunları kelimelere, müzisyenler notalara dönüştürür.





