Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Gülaçtı, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla kaleme aldığı köşe yazısında yaşlılık, olgunluk ve bilgelik kavramlarını psikoloji, gerontoloji, felsefe ve tasavvuf perspektiflerinden ele aldı.
“Yaşlanmak, Olgunlaşmak, Bilgeleşmek” başlıklı yazısında Gülaçtı, yaşın tek başına insanı olgun veya bilge yapmadığına dikkat çekerek, geçen yılların kişinin hayatı nasıl yaşadığı ve deneyimlerini nasıl anlamlandırdığıyla değer kazandığını ifade etti.
Gülaçtı, yaşlılık, olgunluk ve bilgelik kavramlarının günlük dilde birbirinin yerine kullanılabildiğini ancak bu kavramların farklı anlamlar taşıdığını belirtti. Yaşlılığın takvim yaşıyla, olgunluğun karakter ve duygusal gelişimle, bilgeliğin ise hayatın anlamını kavrama ve deneyimleri doğru değerlendirme kapasitesiyle ilişkili olduğunu aktardı.
“Yaşlılık Bilgelik İçin Fırsattır”
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde alınan kararla 1 Ekim’in Uluslararası Yaşlılar Günü ilan edildiğini hatırlatan Gülaçtı, yaşlı bireylerin toplumun hafızasını taşıdığını vurguladı.
Türkiye’de 65 ve üzeri nüfusun 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştığına dikkat çeken Gülaçtı, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2020’de yüzde 9,5 iken 2025’te yüzde 11,1’e yükseldiğini aktardı. Ana senaryoya göre bu oranın 2030’da yüzde 13,5’e, 2060’ta yüzde 27’ye ve 2100’de yüzde 33,6’ya ulaşmasının öngörüldüğünü belirtti.
Gülaçtı, bu verilerin yaşlılığın toplumun dışında kalan bir yaşam dönemi olmaktan çıkarak toplumsal hayatın önemli bir parçası haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.
“Zaman Bir Malzemedir”
Yazısında yaş ile bilgelik arasındaki ilişkiyi sorgulayan Gülaçtı, insanların yıllar geçtikçe farklı biçimlerde değişebildiğine dikkat çekti.
Bazı insanların yaş aldıkça daha anlayışlı ve derinlikli hale geldiğini, bazılarının ise aynı yılları kırgınlık ve katılıkla geçirebildiğini belirten Gülaçtı, “Demek ki zaman bir malzemedir; o malzemeden ne yapılacağı ise kişinin iç yolculuğuna bağlıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Gülaçtı, genç yaşta ağır sorumluluklar üstlenen bir kişinin pek çok yaşlıdan daha olgun davranabileceğini, yaşamını okuyarak, gözlemleyerek ve düşünerek geçiren bir insanın ise daha genç yaşlarda bilgelik göstergeleri sergileyebileceğini kaydetti.
Psikoloji ve Gerontoloji Açısından Bilgelik
Köşe yazısında Erik Erikson, Baltes ve Staudinger, Monika Ardelt, Robert Sternberg ile Glück ve Bluck gibi araştırmacıların bilgelik ve yaşlanmaya ilişkin çalışmalarına da yer veren Gülaçtı, psikolojide bilgeliğin yaşla birlikte otomatik olarak ortaya çıkan bir özellik olarak değerlendirilmediğini aktardı.
Gülaçtı, bilgelikle ilişkili unsurlar arasında deneyimlerin değerlendirilmesi, farklı bakış açılarını anlayabilme, belirsizliği kabul edebilme, kendini sorgulama, duyguları düzenleyebilme ve başkalarına yönelik şefkatin öne çıktığını belirtti.
Gerontoloji açısından da yaşlılığın yalnızca hastalık, kayıp ve bağımlılık üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Gülaçtı, yaşlılık döneminin ilişkilerin anlamının yeniden değerlendirilmesi, geçmişin gözden geçirilmesi ve hayatın bütün olarak anlamlandırılması açısından önemli bir dönem olabileceğini kaydetti.
Felsefe ve Tasavvufta Olgunlaşma
Gülaçtı, felsefi düşüncede bilgeliğin bir sahiplikten çok arayış olarak ele alındığını belirterek Sokrates ve Aristoteles’in görüşlerine yer verdi.
Sokrates’in bilmediğini bildiğini sanmama yaklaşımının, bilgelikte kişinin kendi bilgi sınırlarının farkında olmasının önemini ortaya koyduğunu ifade eden Gülaçtı, Aristoteles’in ise pratik bilgeliğin deneyimle geliştiğine dikkat çektiğini aktardı.
Tasavvuf açısından ise olgunlaşmanın takvim yaşından çok kişinin manevi gelişimiyle ilişkili olduğunu belirten Gülaçtı, “hamlıktan pişkinliğe” uzanan anlayış üzerinden yaşlanma ile olgunlaşma arasındaki ayrıma dikkat çekti.
Mevlana’dan Mandela’ya Örnekler
Gülaçtı, yazısında farklı dönem ve alanlardan önemli isimlerin yaşamlarını da bilgelik ve olgunluk kavramları açısından değerlendirdi.
Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin karşılaşması, Yunus Emre’nin yıllar süren hizmeti, Sokrates’in yaşamının son dönemindeki tutumu, Viktor Frankl’ın ağır yaşam deneyimleri, Joan Erikson’un ileri yaşta kendi deneyimlerinden hareketle ortaya koyduğu değerlendirmeler ve Nelson Mandela’nın uzun hapis döneminin ardından uzlaşma politikası izlemesi yazıda örnek olarak ele alındı.
Gülaçtı ayrıca gerçek kişileri temsil etmeyen üç temsili portre üzerinden yaş, deneyim ve bilgelik arasındaki farklılıklara dikkat çekti.
“Hepimiz Yarının Yaşlılarıyız”
Yazısının toplumsal çıkarımlar bölümünde yaşlı bireylerin aile ve toplum içerisindeki konumunun güçlendirilmesi gerektiğini belirten Gülaçtı, kuşaklararası iletişimin önemine de dikkat çekti.
Yaşlı bireylerin deneyimlerinin genç kuşaklara aktarılmasının, gençlerin ise yeni teknolojiler ve değişen yaşam biçimleri konusunda yaşlılara destek olmasının karşılıklı bir öğrenme ortamı oluşturabileceğini ifade etti.
Yaşlılara yönelik önyargılarla mücadele edilmesi gerektiğini de belirten Gülaçtı, yaşlı bireylerin yalnızca bakıma ihtiyaç duyan kişiler olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
Gülaçtı, yazısının sonunda yaşlılığın yalnızca geçen yılların sayısıyla açıklanamayacağını belirterek, “Zaman insana fırsat verir; insanı olgunlaştıran ve bilgeleştiren ise o zamanı nasıl yaşadığıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla tüm büyüklerin sağlıklı, huzurlu ve uzun ömürler geçirmesi temennisinde bulundu.





