Zuhma’ydı bir zamanlar…

Sonra Aziris, Eriza, Ezirgan oldu…

Ve nihayet Erzincan.

İsimler değişti, çağlar geçti, medeniyetler geldi geçti; ancak Erzincan’ı Erzincan yapan temel gerçek hiç değişmedi: sert kışlar ve ılık yazlar arasında kurulan bir hayat.

Doğu Anadolu’nun kalbinde, dağlarla çevrili geniş bir ova üzerinde yükselen Erzincan, tarih boyunca yalnızca yolların değil, iklimin de kavşağında yer aldı. Karın erken düştüğü, kışın uzun sürdüğü bu topraklarda yaşam; sabır, dayanıklılık ve uyum gerektirdi. Paleolitik Çağ’dan itibaren bu ovada tutunan ilk insanlar, soğuğa rağmen akan suların, verimli toprakların ve yazın sunduğu kısa ama bereketli zamanların peşinden gitti.

Tunç Çağı’nda tarım ve hayvancılıkla tanışan Erzincan Ovası, karasal iklimin sunduğu geniş meralarla erken üretim kültürüne ev sahipliği yaptı. Kışın içe kapanan, yazın toprağa yönelen bu döngü, Erzincanlıların yaşam ritmini belirledi. Bu ritim, binlerce yıl boyunca hiç bozulmadı.

Asur tabletlerinde Zuhma olarak geçen bu topraklar, Urartular döneminde suyun kıymetini bilen bir medeniyetle tanıştı. Soğuk kışlar, yazın ise tarımı mümkün kılan ılıman hava; sulama kanalları, barajlar ve tarımsal düzenlemelerle dengelendi. Erzincan’da iklimle mücadele değil, iklimle birlikte yaşama kültürü gelişti.

Roma ve Bizans dönemlerinde dahi sert kışlar, Erzincan’ı terk ettirmedi insanlara. Aksine, bu iklim şehri stratejik ve vazgeçilmez kıldı. Geçitleri tutan, ovaları koruyan bu coğrafya; kışın zor, yazın umut vadeden bir yurt oldu.

XI. yüzyılda Eriza’dan Erzingan’a dönüşen şehir, Türklerle birlikte yeni bir kimlik kazandı. Selçuklu ve Mengücek dönemlerinde Erzincan, iklimin sunduğu dengeli imkânlarla büyüdü. Yazın ılık havası tarlaları, kışın sert soğuğu insanları birbirine yaklaştırdı. Yaylacılık, hayvancılık ve tarım; bu iklimin öğrettiği yaşam biçimleri oldu.

Osmanlı döneminde ise Erzincan, sert karasal iklime rağmen ayakta kalmayı başaran bir sancak, bir vilayet olarak varlığını sürdürdü. Küçük Buzul Çağı’nın etkisiyle ağırlaşan kışlar, zaman zaman hayatı zorlaştırsa da Erzincanlılar için bu yeni bir durum değildi. Çünkü bu şehir, soğuğa karşı dirençle yoğrulmuştu.

I. Dünya Savaşı yıllarında kar, bir kez daha tarihin seyrine eşlik etti. Rus işgali ve kurtuluş günleri, dondurucu kış şartları altında yaşandı. Ancak 13 Şubat 1918’de Erzincan, karın altından yeniden doğruldu. Soğuk, bu şehri yıldıramadı.

Bugün Erzincan hâlâ sert kışlar ve ılık yazlar arasında nefes alıyor. Bu iklim; insanını dayanıklı, toprağını bereketli, şehrini dirençli kılıyor. Zuhma’dan Erzincan’a uzanan binlerce yıllık yolculukta değişmeyen tek şey, bu topraklarda iklimle kurulan kadim bağ oldu.

Çünkü Erzincan, yalnızca bir şehir değil; kışıyla sınayan, yazıyla ödüllendiren bir yaşam biçimidir.