Ajans Erzincan Köşe Yazarı Gıyasettin Çetinkaya’nın bu haftaki köşe yazısı

Demokrasilerde birden fazla aday yarışır, ancak yarışın sonunda seçmenin teveccühünü kazanan bir aday öne çıkar. Her yarışın bir kazananı, bir de kaybedeni vardır. Fakat asıl önemli olan, seçim sonucundan çok bu sonucun nasıl karşılandığı ve yarışın ardından nasıl bir tutum sergilendiğidir.

Kaybeden adayın başarısızlığı her zaman yalnızca kendi hatalarından kaynaklanmaz. Bazen çevresini saran, her söylediğine alkış tutan, her kararını doğru bulan ve kendi çıkarları doğrultusunda kendilerine bir yer edinmeye çalışan kişiler de bu başarısızlıkta önemli rol oynar. Çünkü insanın etrafında çok sayıda kişinin bulunması, her zaman doğru bir yolda ilerlediği anlamına gelmez.

Her alkış destek, her övgü de dostluk değildir.

Makam ve mevki beklentisiyle hareket eden, kişisel çıkarlarını ön planda tutan insanlar, çoğu zaman destekledikleri kişilerin gerçekleri görmesini engeller. Yanlışları dile getirmek yerine onları görmezden gelir, eksikleri söylemek yerine her şeyi kusursuz göstermeye çalışırlar. Böylece kişi, kendisini gerçekte olduğundan daha güçlü ve başarılı görmeye başlayabilir.

Oysa gerçek dostluk, her koşulda alkışlamakla değil, gerektiğinde doğruyu söyleyebilmekle ölçülür. İnsan, kendisini eleştiren kişilerin sözlerine kulak vermeyi bilmeli; çevresinde yalnızca kendisini onaylayanların değil, yanlışlarını açıkça ifade edebilenlerin de bulunmasına önem vermelidir. Çünkü insanı ileriye taşıyan, her zaman duyduğu güzel sözler değil, zamanında karşılaştığı haklı eleştirilerdir.

Demokrasi, yalnızca kazanmayı değil, kaybetmeyi de bilmeyi gerektirir. Seçmenin kararına saygı göstermek, sonucu olgunlukla karşılamak ve ortaya çıkan tabloyu sağduyuyla değerlendirmek demokratik kültürün temel unsurlarıdır. Kazananın zafer sarhoşluğuna kapılmaması, kaybedenin ise sonuçları doğru okuyarak kendisini sorgulaması gerekir. Zira her seçim, yalnızca bir yarışın sonucunu değil, aynı zamanda kişilerin karakterini, duruşunu ve sorumluluk anlayışını da ortaya koyar.

Bir göreve gelmek, bir makam sahibi olmak ya da belirli bir çevrede itibar kazanmak tek başına başarı değildir. Asıl başarı, o makama hangi değerlerle gelindiği, görev süresince nasıl davranıldığı ve insanlarla nasıl bir ilişki kurulduğuyla ölçülür. Çevresindeki insanların niyetini doğru okuyamayan, samimiyetle çıkarcılığı birbirinden ayıramayan kişiler, zamanla en büyük zararı yine kendilerine verebilirler.

Bu nedenle yöneticilerin ve adayların kendilerine şu soruyu sormaları gerekir: Etrafımdaki insanlar gerçekten benim iyiliğimi mi istiyor, yoksa kendi beklentileri için mi yanımdalar? Bu sorunun cevabını bulabilmek, bazen kazanılan bir seçimden çok daha değerlidir.

Unutulmamalıdır ki makamlar geçici, insan ilişkileri ve geride bırakılan izler kalıcıdır. Bugün alkışlayanların yarın nerede duracağı belli olmayabilir. Ancak doğruları söylemekten çekinmeyen, gerektiğinde uyarıda bulunan ve çıkar gözetmeden yanında duran insanların kıymeti her zaman anlaşılır.

Demokrasinin gerçek kazananı, yalnızca seçimi kazanan değil; sonucu olgunlukla karşılayan, eleştiriye açık olan ve kendisini doğru insanlarla çevrelemeyi başarabilendir. Çünkü mesele sadece bir yere gelmek değil, geldiği yerde nasıl bir duruş sergilendiğini ve kimlerle yol yüründüğünü bilmektir.

Sonuçta kazananın da kaybedenin de kendisine çıkaracağı dersler vardır. Önemli olan, bu dersleri görebilmek ve aynı hataları tekrarlamamaktır. Zira demokrasiyi yaşatan yalnızca sandık değil; saygı, hoşgörü, sağduyu ve olgunluktur.

Muhabir: Semih PEKER