Ajans Erzincan köşe yazarı Prof. Dr. Mehmet Cihat Üstün, insan ilişkilerinde ölçülü övgünün ve insaflı eleştirinin önemini ele aldığı yazısında, Erzincan için emek veren insanların çabalarının adaletli bir anlayışla değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
İnsan olmanın belirli sorumlulukları vardır. Bunlardan bazıları söz söylerken ölçüyü, davranış sergilerken sınırı ve değerlendirme ya da eleştiri yaparken adaleti koruyabilmektir. Zira insan; tavır, tutum ve davranışlarının yanı sıra muhataplarının yaptıklarını ne şekilde değerlendirdiğiyle de toplum nezdinde kendisini ortaya koyar. Bir güzelliği takdir ederken hakikatin sınırlarını aşmamak, bir yanlışı eleştirirken de vicdanın sınırlarının dışına çıkmamak, olgunluğun ve erdemin en belirgin işaretlerindendir.
Unutulmamalıdır ki sınır tanımayan övgü gerçeklerin üzerini örtebilir, insafsız eleştiri ise doğruların değerini gölgeleyebilir. Asıl marifet, ne alkışlarken duygularımızın aklımızın önüne geçmesine izin vermek ne de eleştirirken vicdanımızı susturmaktır.
İnsanlık tarihi, aşırı övgülerin insanları nasıl yanılttığına, acımasız eleştirilerin ise nice iyi niyetli çabayı nasıl sekteye uğrattığına dair örneklerle doludur. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in demir yolları, eğitim kurumları ve haberleşme altyapısının geliştirilmesi gibi alanlardaki yatırımları, dönemin siyasi tartışmaları içerisinde kimi zaman geri planda kalmıştır. Kendisine yöneltilen eleştiriler, gerçekleştirdiği bazı hizmetlerin de hakkıyla değerlendirilmesini güçleştirmiştir. Bu tarihî örnek, bir insanın icraatları değerlendirilirken siyasi görüşlerin ve kişisel kanaatlerin somut hizmetlerin önüne geçmemesi gerektiğini hatırlatır.
Bir insanın yaptığı güzel bir işi takdir etmek, onun her davranışını kusursuz ilan etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde bir hatayı dile getirmek de o insanın bütün gayretlerini yok saymayı gerektirmez. Çünkü insan, hatasıyla da sevabıyla da insandır. Emek verenin eksiği daha kolay görülebilir; ancak bu durum, ortaya koyduğu çabanın görmezden gelinmesini haklı çıkarmaz.
Abraham Lincoln’ün Amerikan İç Savaşı sırasında aldığı bazı askerî kararlar ve yaşadığı başarısızlıklar nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalması, buna rağmen köleliğin kaldırılması ve Birliğin korunması yönündeki tarihî rolüyle hatırlanması da bu açıdan önemli bir örnektir. Bir insanın belirli kararlarını eleştirmek, bütün çabalarını ve tarihe yaptığı katkıları yok saymayı haklı çıkarmaz. Bu nedenle değerlendirmelerimizde şahısları değil, öncelikle eylemleri; niyetleri tahmin etmek yerine sonuçları ve somut gerçekleri esas almalıyız.
Erzincan İçin Emek Verenlere Karşı Adil Olmalıyız
Bu anlayışın, özellikle yaşadığımız şehirlere ve ortak hayatımızı güzelleştirmek için sorumluluk üstlenen insanlara karşı gösterilmesi büyük önem taşır. Erzincan da bu hassasiyetin üzerinde dikkatle durulması gereken şehirlerimizden biridir. Tarihiyle, kültürüyle, insanıyla, doğal güzellikleriyle ve kendine özgü dayanışma ruhuyla Erzincan, yalnızca üzerinde yaşadığımız Anadolu’nun şirin bir kenti değil, aynı zamanda hepimizin ortak hafızası, ortak hatırası ve ortak sorumluluğudur.
Bu şehrin daha güzel, daha huzurlu, daha gelişmiş ve daha yaşanabilir olması için emek veren herkese karşı adil bir değerlendirme anlayışı geliştirmek, şehir sevgisinin de önemli bir gereğidir.
Erzincan’ın herhangi bir meselesini kendisine dert edinen, şehrin sorunlarını çözmek için gayret gösteren, hemşerilerinin hayatına güzellik katmayı amaçlayan insanların çabalarını düşünelim. Bir yolun yapılması, bir sosyal hizmetin geliştirilmesi, bir kültürel etkinliğin düzenlenmesi, gençlerin önünün açılması veya ihtiyaç sahiplerinin elinden tutulması… Bunların her biri, şartları ve sonuçları ölçüsünde takdiri hak eden girişimlerdir.
Böyle durumlarda emeği görmezden gelmek ne kadar haksızsa, yapılan işi bütün sorunları ortadan kaldırmış gibi sunmak da o kadar yanlıştır. Tebrik ederken samimiyeti elden bırakmayalım; fakat ölçüyü de kaybetmeyelim. Bir başarıyı sahibini yüceltmek için değil, yapılan işin hakkını teslim etmek için takdir edelim. Zira gerçek takdir, kişiyi hatasız ilan etmek değil, doğru yaptığı işin değerini teslim etmektir.
Öte yandan Erzincan için sorumluluk üstlenen insanların her adımını kusursuz bulmak mümkün olmadığı gibi, her eksikliği ağır ithamların konusu hâline getirmek de adaletli değildir. Şehrin bir sorunu çözülememişse önce sorunun mahiyetini, mevcut imkânları, yetkileri ve atılan adımları anlamaya çalışmalıyız. Ardından eksikliği açıkça ifade etmeli, fakat çözümün kapısını kapatmamalıyız.
Eleştiri, bir insanı köşeye sıkıştırmak için değil, yanlışı düzeltmek ve daha iyisine ulaşmak için yapılmalıdır. Hele ki Erzincan’ın derdiyle dertlenen, bu şehrin güzelliklerini çoğaltmaya çalışan kişilerin gayretlerini değerlendirirken niyet okumaktan, konuyu kişiselleştirmekten ve emeği bütünüyle değersizleştirmekten uzak durmalıyız. İyi niyet her hatayı mazur göstermez; ancak hata da her iyi niyeti hükümsüz kılmaz.
Tarafsızlık, Herkesi Aynı Adalet Ölçüsüyle Değerlendirmektir
Burada tarafsızlık, herkese aynı cümleyi kurmak değil, herkesi aynı adalet ölçüsüyle değerlendirmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in Mâide suresinin 8. ayetinde, bir topluluğa duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiği vurgulanarak şöyle buyrulur:
“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.”
Bu ilahi öğüt, adaletin kişisel yakınlıkların, kırgınlıkların ve önyargıların üzerinde tutulması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yakınlık duyduğumuz birinin başarısını olduğundan büyük göstermemek, mesafeli olduğumuz birinin doğrusunu da sırf bu sebeple küçümsememek gerekir. Hakikat, kimin söylediğine göre değişmez.
Erzincan’ın menfaatini gerçekten önemsiyorsak kişilerin kimliğinden önce ortaya koydukları işe, sözlerinden önce davranışlarına, vaatlerinden önce sonuçlarına bakmalıyız. Bunu yaparken yüzümüzü asmak, sesimizi yükseltmek veya kırıcı sözler söylemek zorunda değiliz. Bazen içten bir tebessüm, sakin bir üslup ve yapıcı bir öneri, en sert ifadeden çok daha etkili olabilir.
Unutmayalım ki şehirler yalnızca yollarla, binalarla ve yatırımlarla büyümez; aynı zamanda insanların birbirine duyduğu güvenle, gösterdiği anlayışla ve kurduğu dayanışmayla da gelişir. Sürekli abartılı övgülerle beslenen bir ortam, hataların görülmesini zorlaştırır. Acımasız eleştirilerin hâkim olduğu bir ortam ise insanların sorumluluk almaktan çekinmesine yol açar.
Oysa Erzincan’ın ihtiyacı, ne her yapılanı alkışlayan bir topluluk ne de her gayreti kusur arayarak karşılayan bir anlayıştır. İhtiyacımız olan; emeği takdir eden, yanlışı gösteren, çözüm öneren ve bütün bunları insan onurunu gözeterek yapan bir ortak vicdandır.
Öyleyse gelin; tebriklerimizde hakikati, eleştirilerimizde insafı, değerlendirmelerimizde tarafsızlığı, üslubumuzda nezaketi bir letafet elbisesi olarak kuşanalım. Güzel bir işi yapanın hakkını teslim ederken onu aşırı övgülerin gölgesinde bırakmayalım. Eksik gördüğümüz bir işi dile getirirken de insanları inciterek haklılığımızı zedelemeyelim.
Erzincan için çalışanlara hem cesaret verecek hem de daha iyisini yapmaya teşvik edecek sözler söyleyelim. Çünkü asıl başarı, yalnızca güzel işler yapmak değil, o işleri daha da güzelleştirecek bir anlayışı birlikte yaşatabilmektir. Şehrimize karşı sorumluluğumuz, birbirimizi yıpratmakta değil, birbirimizin iyi ve güzel yönlerini çoğaltmakta saklıdır.
Ve unutmayalım: Ölçülü bir tebrik emeği yüceltir, insaflı bir eleştiri yanlışı düzeltir; ikisini birleştiren adalet ise hem insanlığı hem Erzincan’ımızı güzelleştirir.
Prof. Dr. Mehmet Cihat Üstün – Ajans Erzincan Köşe Yazarı





